kktc secim sonuclari yanlis okunuyor ceza ersin tatara degil hukumete kesildi BENwUryE.jpg

KKTC seçim sonuçları yanlış okunuyor: Ceza Ersin Tatar’a değil hükümete kesildi

“Kıbrıs Türk halkı seçimde ‘Ersin Tatar’ın davası bizim davamız, ama bu davayı hakkıyla savunacak kadrolar istiyoruz’ dedi. Halk, yönünü değiştirmedi. Sadece, bu yönü daha güçlü adımlarla yürümek için mesaj verdi.” KKTC Gezici Büyükelçisi Hüseyin Macit Yusuf yazdı…

“`html

KKTC Seçim Sonuçları Üzerine Değerlendirme: Hüseyin Macit Yusuf’un Görüşleri

2003 yılında Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından “KKTC Gezici Büyükelçiliği” görevine atanan Hüseyin Macit Yusuf, 2016 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı tarafından görevden alınmasının ardından, 2025 Ağustos’unda mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın imzasıyla yeniden bu göreve getirilmiştir. Yusuf, Tufan Erhürman’ın kazanıp Tatar’ın kaybettiği seçim sonuçlarını Odatv okurları için değerlendirdi.

Yusuf’un yazısı şöyle devam ediyor:

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Cumhurbaşkanlığı seçimi önemli bir dönüm noktası oldu. Sandıkta ortaya çıkan sonuç, “iki devlet siyasetinin reddi” olarak değerlendirilemez; bu sonuç, mevcut koalisyon hükümetine duyulan rahatsızlığın bir yansımasıdır.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın oy oranı, halkın milli duruşunu değil, hükümetin uygulamalarına karşı bir tepkidir. Anketler, halkın büyük bir kesiminin -yaklaşık %75’inin- “iki devletli çözüm” politikasını desteklediğini göstermekteyken, bu politikanın en büyük savunucusu olan Tatar neden yalnızca %35 oy aldı? Cevap, yalnızca siyasetin matematiğinde değil, toplumun sosyolojik yapısındadır.

Halkın “iki devlet” isteği ile “mevcut yönetim anlayışına” yönelik tepkisi birbirinden farklıdır. Seçmen, Tatar’ın temsil ettiği milli çizgiyi reddetmemiştir; bilakis, bu çizginin daha yetkin, katılımcı ve etkili bir yönetim anlayışıyla sürdürülmesini talep etmiştir. Kısacası, sandık, politikadan ziyade uygulama üzerinde bir eleştiri yöneltmiştir.

TATAR DEVLETİ KORUDU, AMMA HÜKÜMET DESTEĞİ SUNAMADI

Son beş yıl içinde Cumhurbaşkanı Tatar, Kıbrıs Türk halkının egemenlik hakkını anlatmak için büyük çaba sarf etti. “İki egemen, eşit devlet” tezi, Birleşmiş Milletler, Türk dünyası ve Doğu Akdeniz’de yankı bulmaya başladı. Ancak bu tarihi davayı güçlendirmesi gereken koalisyon hükümeti, hem içerde hem de dışarda gerekli performansı sergileyemedi. Yavaş işleyen bürokrasi, denetim eksiklikleri, yolsuzluk iddiaları ve halkın günlük yaşamındaki ekonomik sorunlar, milli davanın önüne gölge düşürdü. Tatar, devleti korudu, fakat hükümet bu devleti ileri taşıyamadı. Halk, Tatar’ın iki devletsel perspektifine değil, desteklemesi gereken kadroların yetersizliğine tepki gösterdi.

HALKIN ÇOĞUNLUĞU İKİ DEVLET ÇÖZÜMÜNDEN YANA

Başka bir şekilde ifade edecek olursak: Seçimlerde mağdur edilen, milli siyaset değil; o siyaseti hayata geçirmesi gereken hükümetin yeterliliği olmuştur. Ancak bazı çevreler hemen “federasyon geri döndü” söylemine sarıldılar. Oysaki halkın büyük çoğunluğu, hala iki devletli çözümden yanadır. Kıbrıs Türk halkı, Rum tarafının geçmişte sergilediği niyetleri çok iyi bilmektedir. 1963 yılında yaşanan olaylar, 1974’teki Enosis girişimi ve Annan Planı’nı unutmadık. Rum zihniyeti değişmedi. “Barış” dediklerinde, Türk askerinin, Türkiye’nin ve KKTC’nin yok olduğu bir barış arzuluyorlar!

RUM BASINI SEVİNÇ İÇİNDE AMA…

Tufan Erhürman’ın seçim zaferi, Rum medyasında büyük bir sevinç yarattı. Rum basını, “federal umut geri döndü” manşetleri attı. Ancak bu sevinç, Kıbrıs Türk halkı için bir alarm durumudur. Çünkü Rumların “federasyon” olarak tanımladıkları şey, Türk toplumunu azınlık haline getirme planıdır. Rum tarafı Erhürman’ın zaferini “barışın dönüşü” olarak göstermekte. Ancak biz biliyoruz ki onların “barış” dediği, Türk askerinin adadan çekilmesi ve KKTC’nin haritadan silinmesidir. Bu zihniyetle müzakere masasına oturmak, Kıbrıs Türk halkı için gelecek sunmayacaktır. Bu topraklarda egemenlik, hiçbir şekilde pazarlık konusu olamaz. Türkiye’nin garanti rolü, Mehmetçik’in varlığı ve KKTC’nin bağımsızlığı, bizim temel prensiplerimizdir. Erhürman, seçimlerde “halk iradesini temsil edeceğim” ifadesinde bulundu. Ancak unutmamalıdır ki bu irade Türkiye ile birliktedir. Ankara ile uyum sağlayamadan ne ekonomik istikrar ne güvenlik ne de barış elde edilebilir. Eğer Erhürman, federasyon masalarına dönüş sinyali verirse, aynı olumsuzlukla karşılaşacaktır. Rum tarafı değişmedikçe, Kıbrıs Türk halkı “iki devletli çözüm” mücadelesinden dönmeyecektir.

Milli siyaset ehil kadrolar ile yürütülmezse, halk sabırlı davranmaz. KKTC’deki bürokrasi yeniden değerlendirilmelidir; kadrolar baştan oluşturulmalıdır. Bugünkü ihtiyaç, Tatar’ın öne sürdüğü “egemen eşitlik” ilkesinin daha etkili ve disiplinli bir yönetimle sürdürülmesidir. KKTC’nin geleceği Brüksel’de değil, Ankara-Lefkoşa hattında şekillenecektir. Türk dünyası genişlerken, Azerbaycan’ın “KKTC’yi kardeş devlet” tanımlaması yapılırken, rotamız nettir: Egemenlikten asla taviz vermeyeceğiz! Rumların federasyon masası, geçmişte olduğu gibi tekrar bir tuzağa dönüşme ihtimali taşımaktadır. Ancak Kıbrıs Türk halkı artık tecrübelidir. Bu halk, kendi devletini kurdu, ordusunu oluşturdu, bayrağını yükseltti. Şimdi, yeni Cumhurbaşkanı Erhürman’dan, bu değerlere sahip çıkmasını beklemekte. Erhürman’ın yalnızca kendi destekçisi tarafından değil, kendisine oy veren geniş bir kitle tarafından da duyulması gerekecektir.

KIBRIS HALKI, “TATAR’IN DAVASI BİZİM DAVAMIZDIR, FAKAT BU DAVAYI HAKKIYLA SAVUNACAK KADROLAR İSTİYORUZ” DEDİ

Özetlemek gerekirse, Kıbrıs Türk halkı yaptığı seçimde “Tatar’ın davası bizim davamız, ancak bu davayı hakkıyla sürdürecek kadrolar istiyoruz” mesajını vermiştir. Halk, yönünü değiştirmedi; yalnızca bu yönü daha güçlü şekilde ilerletmek için bir uyarıda bulundu.

Tatar’ın kaybı, bir yenilgi değil; milli mücadeleyi yeniden gözden geçirme çağrısını sembolize etmektedir. Cumhurbaşkanı Tatar, yürütülen tarihi görevin kendisine sağladığı onur ile huzur içinde olmalıdır. Son beş yıl içinde izlediği siyasi yaklaşım sayesinde kesinlikle bu topraklarda ne federasyon masası kurmayı ne de Türk devletinin varlığını sona erdirmeyi kimse başaramaz.

Tufan Erhürman’ın federal çözüm önerisi, kulağa hoş gelen fakat temeli olmayan bir slogandır. Türkiye’nin, KKTC’nin ve Doğu Akdeniz’deki dengelerin bulunduğu mevcut konjonktürde, “iki devletli çözüm” artık yalnızca bir tercih değil, bir zorunluluk halindedir. Kıbrıs Türk halkı yine ayakta, yine anavatanıyla omuz omuzadır. Erhürman’ın bu yoldan sapması mümkün değildir; Tatar’ın emanet ettiği milli mirasın korunması bir tercih değil, bir yükümlülüktür. Halkın sandıkta verdiği önemli mesaj, bu mirastan sapmak değil, onu daha sağlam zeminlere taşımak içindir.

ERHÜRMAN’IN YÜZLEŞMESİ GEREKENLER

Yeni dönemde Erhürman’ın gerçeklerle yüzleşmesi kaçınılmaz olacaktır. Zira ne Brüksel’in vaatleri ne de Rum tarafının samimi görünümündeki diplomatik gülümsemeler, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve bağımsızlığını garanti altına almaz. Önümüzdeki yıllar, KKTC siyaseti açısından yeni bir denge dönemi başlatacaktır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikası, Rum tarafının tutumları ve bölgedeki gelişmeler, Erhürman’ı ister istemez reelpolitik bir çizgiye itecektir; tıpkı önceki liderleri gibi, “federal çözüm” ve “iki devlet” arasında bir denge oyunu oynamak durumunda kalacaktır.

Bu onurlu halk, 1974’te elde ettiği zaferle kendi geleceğini belirledi. Bugün de aynı kararlılıkla “iki egemen devlet” hedefine sadık kalacaktır. Geçici siyasi dalgalanmalar, bu milletin 50 yıllık mücadelesini asla silemeyecektir.

Hüseyin Macit Yusuf

“`

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir